30 Kasım 2014 Pazar

KAR YAĞSA ARTIK







Kar yağsın artık...

Öyle incecikten nazlı nazlı değil. Sulu sepken falan da değil.

Hani yağar ya lapa lapa, çok telaşı varmış gibi yeryüzüne inmek 

için

öyle yağsın işte ve durmaksızın. 

Çıkayım dışarıya ilk izleri ben bırakayım lekesizliğinin üstünde.

 Beni de  boyasın bembeyazlığına, bata çıka yürürken

 yolları, ağaçları, hala açmakta inatçı kırmızı gülleri boyadığı gibi.

Şşşşşt !!! Hemen ağzınızı bozmayın... Kızacak birşey yok.

Tabii ki biliyorum bana göre hava hoş, iş yok güç yok. 

Bana eğlence kar, size beyaz kabus olur ancak.

Tamam yollar kapanabilir, dolmuş otobüs çalışmaz zorlanırsınız 

işe gitmekte. 

Ama ...

Belki okullar tatil olur hı fena mı ..?

 Kış da kışlığını yapmalı ama canıımm

di mi ?  :) ;)


n y tartaç



28 Kasım 2014 Cuma

BİZİM EVİN GECE HALLERİ




Korkarım biz mutasyona uğramış bir yarasa ailesiyiz.

Öyle olmasa biz de diğer aileler gibi gece uykumuz gelince

yatağımıza gider yatar uyuruz di mi ?

Yok, nerdee... Gece saat bir - iki gibi bir faaliyettir başlar bizim

 evde.

Elinde kahve fincanı kardeş odasına misafirliğe gitmeler

Mutfaktan gelen faremsi sesler ve bu seslerin cazip tıkırtısına uyup 

gecenin bir vakti kendini birşeyler tıkınırken bulmalar

O saatten sonra  film izlemeye karar vermeler

Birbirinden habersiz ayaklanmalar ve alacakaranlık koridorda 

çarpışma sonucu hafif kazalar, korkup çığlık atmalar;  Godzilla 

mısın nesin yaa, ödüm patladılar. "İyi ki dört kişilik bir aileyiz, ya 

ondört kişi olsaydık bu gece trafiğinde kimbilir ne kazalar 

yaşardık mazallah" diye şükretmeler.

Hadi iyi geceler demeler

Tekrar tıkırtılar

Aaa hani yatmıştın senler

Ya sen, sen de yatmıştın, uykunda mı geziyorsunlar

Sızıp uyumalar

 yorgun, uykusuz yeni bir güne uyanmalar...







25 Kasım 2014 Salı

KADINA YÖNELİK ŞİDDET



Araştırmalar dünya üzerinde, kamusal alanda, özel yaşamlarında ya da aile içinde fiziksel, cinsel, psikolojik ( küçük düşürme, tehdit, zorlama ya da keyfi olarak özgürlüğünden, ekonomik gereksinimlerinden yoksun bırakılarak.) şiddete maruz kalan kadın sayısının hiç de küçümsenemeyecek bir oranda olduğunu göstermektedir. 

Çok sayıda kadın birlikte yaşadığı erkek ya da kocası tarafından sürekli olarak şiddete maruz kalmaktadır. Ve bu durum sınıf, etnik köken, sosyo ekonomik düzey gözetilmeksizin toplumun her kesiminde yaygındır.


 Dünyada kadına yönelik fiziksel ve cinsel şiddete maruz kalma oranı sıralamasında ilk on içinde yer aldığımız gerçeği ise çok acıdır. Anlaşılacağı gibi tüm dünyayı ilgirendiren kadına yönelik şiddet, dünyada olduğu gibi ülkemizde de ciddi mücadele gerektiren çok önemli bir sosyal sorun, toplumsal bir yaradır... 

Kadın tarafından çeşitli nedenlerle aile içi şiddetin duyurulmaması, yok sayılması, şiddetin devamlılığını sağlayan en önemli etkenlerden biridir. Bizim toplumumuzda (özellikle kırsal kesimde) kadına biçilen geleneksel rol, erkeğine karşı itaatkar olması gerektiğidir ve bu daha çocukken, önce ailede öğretilir kız çocuğuna. Bununla ilgili atasözlerimiz bile vardır. "Baba evinden gelinlikle çıkan kız ancak kefenle döner." " Kadın kan kusar, kızılcık şerbeti içtim der." "Kızını dövmeyen dizini döver." "Kadının sırtından sopayı, karnından bebeyi eksik etmeyeceksin." gibi. Aile ve çevre baskısına ekonomik bağımlılık da eklenince her türlü şiddete suskun kalmak zorundadır kadın.

Bununla birlikte yapılan araştırmalar göstermektedir ki; meslek sahibi ve çalışma hayatının içinde, ekonomik özgürlüğe sahip, belirli bir sosyal statüye erişmiş kadınlar arasında bile aile içi şiddete maruz kalan kadın sayısı oldukça yüksektir. Hayatını erkeğinden bağımsız da rahatça devam ettirebileceği halde böylesine aşağılayıcı bir duruma boyun eğen bu kadınların suskunluklarının nedeni ayrı bir inceleme konusudur sanırım. 

Şiddeti reddeden, bunu yüksek sesle haykıran, şikayette bulunan kadınların yaşadıklarını ise izlemekteyiz tv lerde. Gün geçmiyor ki, bir kadın ayrılmak istediği eşi, sevgilisi tarafından saldırıya uğrayıp yaralanmasın, öldürülmesin.  Böylesine psikopatça bir davranış biçimi, kadını "kendi malı" olarak gören ve reddedildiği zaman "malını başkasına kaptırmak" korkusuna kapılan hastalıklı ruhun dışa vurumu olmalı.

Kadına yönelik şiddeti önlemenin en önemli yolu kadını eğitmekten geçer diye düşünüyorum. Kadını eğitmelidir ki, onlar da öncelikle erkek çocuklarını eğitsinler. Kadına yönelik şiddet genellikle erkekten geldiğine göre toplumu bu konuda bilinçlendirmenin yolu erkeği de eğitmekten geçer. Ve kız çocuklarını ... erkekten daha güçsüz olmadıklarını öğrensinler diye. Erkeğinin yanında güçlü, onurlu, dimdik dursunlar, erkekten bir adım geride değil, yanyana ve omuz omuza yürümeyi bilsinler diye.  


 Kadının toplumdaki ve aile içindeki yerinin güçlendirilmeye, eşitliğinin ve güvenliğinin sağlanmasına şiddetle ihtiyaç vardır. Ne yazık ki ülkemizde bu konuda kayda değer, hedefe yönelik ciddi adımlar atıldığı söylenemez...

n y tartaç






24 Kasım 2014 Pazartesi




 Atatürk; 

"Cumhuriyetin fedakar öğretmenleri; yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. 

Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli bu özellik ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir." demiştir.

Bugün, aydınlık ve çağdaş bir Türkiye için öğretmenlere dün

olduğundan daha çok ihtiyacımız var.

Başta Başöğretmen Ulu Önder Atatürk olmak üzere;

Bir köy enstitüsü mevzunu olan ve öğretmenlik mesleğinde yaptıklarıyla hep onurla gururla andığım  Babacığımın,


Öğretmenlik mesleğinde babasının yolunda yürüyen, umutsuz vaka gözüyle bakılan çok öğrencisinin bugün saygın yerlerde bulunmasında önemli pay sahibi olan kardeşimin,

Aile akraba ve yakın çevremdeki değerli öğretmenlerin,

Ve bloger ve face'de tanıdığım, çok değerli öğretmen arkadaşlarımın

  ÖĞRETMENLER GÜNÜ kutlu olsun






22 Kasım 2014 Cumartesi

ÇIKAR AĞZINDAKİ BAKLAYI





Güçsüz bırakır bazen güçlü görünmek.

Her zaman mutlu, neşeli, memnun olamazsın ya.

Herşey yolunday/mış  gibi yapma...  

Yorulursun.

 Bir kez olsun, bırak gitsin gözyaşlarını.

Ağla zırla, bağır çağır, isyan et...

 Çıkar ağzındaki baklayı, 

 bir kere de sen küfret... 

Gün görmemiş, bağrı açılmamış ne kadar küfür varsa, 

aklına geleni say gitsin ardı ardına.

Bu düzenin çarkında dönüp duran,

 irisine, ufağına, gelmişine geçmişine...

 " Dünya malı dünyada kalır... " diyerek,

garibanı " Bir lokma, bir hırka " ya razı yaşatıp,

 "Deveyi hamuduyla yutan"  o 'mallar'a,

küfret gitsin ağız dolusu.

 Amaan sen de! ayıpsa ayıp, 

bir kez de sen yık duvarlarını.  


            nurten y tartaç


19 Kasım 2014 Çarşamba

SÖZ !



Tamam tamam, söz!

Bu yıldönümünde üzülmek yok...


Sileceğim anılarımda saklı acı dolu yüzünü


söz;


en güzel, en mutlu halinle hatırlayacağım artık seni.


Madem, tüm dertlerini geride bırakıp, 


sıyrılıp tüm kederlerden,

 tüy gibi hafiftin giderken

o halde;


biliyorum,


umuyorum...


Mutlusundur şimdi sen...


Çevrende cıvıldayan cennet kuşları, 


başında binbir çiçekten derlenmiş bir taç,


belki yanında tek aşkın, biricik eşin var.


Ve melekler yoldaşın olmuşlar...


söz!

ağlamayacağım artık bu yıldönümünde


          nurten y tartaç










9 Kasım 2014 Pazar

MİNİCİK SILA'CIK



Çıkıp çöp bidonunun tepesine oturmuş minik kız. Üç, bilemedin dört yaşında. Yaradanın boş zamanına rastlamış besbelli. Eni konu özenmiş yaratırken. Allah'ım o nasıl bir güzellik öyle. 

İçinde kaybolduğu poşetlerden birine daldırdı minikcik elini. Çürük bir muz bulup çıkardı, soymadan yemeğe başladı. Yanlarından geçmekte olan bir çift dönüp baktı. İlgilerini çekmişti manzara. Erkek olanı adını sordu önce. "Sıla" dedi minik. "Biraz şöyle bakar mısın..?" dedikten sonra telefonuyla fotoğrafını çekti küçüğün. Ve fotoğrafa bakıp gülüşerek devam ettiler yollarına. 

Yalnız değildi Sıla. Sanırım annesiydi yanındaki onsekiz-ondokuzunda, üflesen uçuverecekmiş gibi duran genç kadın. Sırtında bir bebesi daha vardı. Yün hırkasının kollarını kesmiş, yelek yapmış, yeleğin eteğini beline sıkıca bağlamış çocuğunu oturtmuş içine. Anakucağı benzeri bir tasarım yani.  İçinde oturduğu yuvasında sadece başının bir kısmı göründüğü için kız mı erkek mi olduğu belli olmayan bebek yerinden memnun gibiydi. Büyük olasılıkla yine çöpten bulunup eline verilmiş mandalinayı, yeleğin kolundan çıkardığı eliyle ağzına götürmeye çalışıyordu beceriksiz hamlelerle.

Anne bir süre geride durup etrafı süzdükten sonra kızının içinde olduğu bidonun yanındaki diğer çöp bidonuna daldırdı kafasını...

***

Bir kez daha kahrettim adaletsiz sisteme. Kahrettim dünyanın yarısı açlıktan kırılırken, mutlu azınlığın çatlayana, patlayana kadar yeyip, yediğinden fazlasını israf etmesine. Aymazlığa, duyarsızlığa, umursamaz, aldırmazlığa bir kez daha isyan ettim...

Bir parçacık daha adil olamaz mıydın be dünya..?

Herkes eşit olmasın, tamam, bu imkansız. Ama bu kadar da uçurum olmak zorunda mıydı yaşamlar arasında..?




7 Kasım 2014 Cuma

ŞİMDİ BAK BAKALIM GEÇİP GİDEN YILLARIN ARDINDAN ...




Hep birşeyleri beklemekle, hep istemekle geçer hayat.

Çocukken büyümeyi beklersin dört gözle. Bir büyüsen dünyanın düzenini değiştireceksindir, öyle sanırsın.

Öğrenciysen okul bitsin, okul biter, bir işin olsun, işe girersin, kariyer yapmak istersin. 

Çalışıyorsan hafta sonunu beklersin dört gözle; "ahh! cuma olsa da, ertesi gün erken kalkma derdi olmadan uyusam öğlene kadar." diye.

Ev kadınısındır, "pazartesi olsun, herkes işinin başına gitsin, kafamı dinleyeyim." dersin. 

Kadınsan da erkeksen de, hep; gelecek ay mali durumu biraz daha düzeltmeyi bekler durursun. 

Bir yuva kurmak istersin. Hani; pembe pancurlu olanından."Nohut oda bakla sofa olsun ama mutlu kahkahalarımız çınlasın duvarlarında." dersin

Çocuğun olur; "agu" desin, yürüsün, "anne - baba" desin, okula başlasın, şu okulu bir bitirsin, evlensin diye beklersin. Yetmez, toruna torbaya karışayım istersin.

Emekli olup keyfince bir dünya kurmak istesin kendine. Çocukları kendi yuvalarına uçurmuşsundur çoktan. Şöyle "ohh" deme vakti gelmiştir artık. "Tutayım eşimin de elinden alayım başımı gideyim. Nerede istersem orada yaşayayım" dersin. 

Hep birşeylerin olmasını bekleyerek, hep bir fazlasını isteyerek ömrünün en güzel yılları geçip gidivermiştir bir çırpıda... Yeni farkedersin...

Eee! bütün bir ömür; o olsun, bu olsun, şunu da halledeyim, bunu da yapayım dedin durdun. Da.. nooldu şimdi..? 

Hayat bitti farkında mısın..?




4 Kasım 2014 Salı

CEHENNEM DERESİ











En yüce duygudur sevgi. İki karşı cinsin birbirlerine duyduğu sevginin en uç noktası, sınır tanımazı, kabına sığmazı, formülsüz ve mantıksızıdır aşk... Güzeldir. Her yaşta.

En güzel aşk en zor olanıdır demişler.(!) Kavuşmak için dağlar delmek, çöllere düşüp akıldan olmak da vardır sonunda. Ve sanırım ki; aşk için çarpan kalpler özel kalplerdir. Değerini bilmek gerek.

Eğer aşkı bulmuşsanız sıkı sıkı sarılmalısınız. Siz ebediyete kadar içinizde yaşatabilirsiniz ama aşk sizi beklemeyebilir... bekleyemeyebilir... Ertelemeyin ...

                                             ***

Sevgili Gülsen Hoca'mın romanı Cehennem Deresi'ni okudum. Hala etkisindeyim. AMA AŞKOLSUN HOCAM o nasıl bir finaldi öylee. 

Kısa, süsleyip püslemeden, dolandırmadan, direk hedefe /anlama/  yönelik yalın ve anlaşılır cümlelerle, çarpıcı bir... bir mi..? iki aşk hikayesi anlatılıyor kitapta. Ve biri diğerinin gölgesinde bırakılmadan. Romanın kahramanları öyle güçlü karakterler ki; bir bakıyorsunuz, tanıdık sizden biri oluvermişler. Kitabı okuyup bitirdikten ve kütüphanenizde layık olduğu yere yerleştirdikten sonra; Nihan'ı, Ercan'ı, Aysel'i, Erhan'ı düşünüp onlar adına duygudan duyguya savrulur buluyorsunuz kendinizi.

 Okumalısınız 

Sevgili Hoca'm elinize kaleminize ve aşk dolu yüreğinize sağlık olsun, çok güzeldi.






1 Kasım 2014 Cumartesi




SEVGİLİ GÜLSEN HOCA 'MIN  ROMANI CEHENNEM DERESİ'Nİ OKUYORUM ZEVKLE

HEYECANLA VE MERAKLA :)