31 Aralık 2015 Perşembe

YENİ YIL BU, GELECEK... İSTESEK DE İSTEMESEK DE...



 Telaşa hiiç gerek yok.  Saatler tam 24.00 olduğunda bir yıl içinde lime lime edip paçavraya çevirdiğimiz, 365 gün 6 saat önce tıpkı şimdiki coşkunun aynısıyla karşılayıp, nice beklentilerle kucakladığımız 2015'i acımasızca tarih çöplüğüne fırlatıp 2016'yı karşılayacağız. Yeni yıl girecek, takvimlere, saatlere, bilgisayar ekranlarımıza, tüm yazışma, sözleşme ve diğer belgelere... Hayatımıza. Tam bir yıl boyunca... 

Tabii ki beklentilerimiz olacak yine yeni yıldan. Yeni yılın bundan haberi olmasa bile :) Benim de var. Kendim, ailem, arkadaş - dost ve yakınlarım, ülkem ve tüm dünya adına...

Ülkemi ve dünyayı karıştıran, hırs ve ihtiraslarıyla ölümlere, savaşlara, açlık ve sefalete neden olan bildik bilmedik tüüm kötüler kahrolsunlar, mahvolsunlar, yer ile yeksan olsunlar bu yıl :) ( Yerle bir olsunlar, yok olsunlar.) 

 Ülkemde köprü altı çocukları, evsizler, kimsesizler, açlar ve yoksullar için saraylar yapılsın. Yesinler içsinler, yan gelip yatsınlar. Çook zenginler de onların yerine geçsinler. Hani öyle bir hikaye vardı, adını unuttum. Fakir çocukla zengin çocuk yer değiştiriyordu, öyle olsun işte.

Asgari ücretle millet vekili maaşları değiş tokuş yapılsın. Asgari ücreti artırmaya gerek kalmasın :P

Tüm işsizler yetenekleri çerçevesinde istedikleri işe yerleştirilsinler. 

Sağlık hizmetleri tamamen parasız olsun. 

İnsan hak ve özgürlükleri, kitaplarda kanun ve tüzüklerde değil, 

yaşamın her alanında etkin biçimde gözetilsin.

Hayvan ve ağaçlara zarar verenler en ağır şekilde cezalandırılsın.

Eğitim ve öğretim çağdaş ülkeler seviyesine çıkarılsın.

Kadın ezilmesin, ezdirilmesin artık.

Ülkede ne kadar zengin varsa onların oğulları terör bölgesinde askerlik yapsın, fakir çocukları bedelli sayılsın.

Ve

yaşamım boyunca herhangi bir şekilde yolumun kesiştiği, kısacık ya da uzun bir zaman diliminde hayatıma dokunmuş, bende iz bırakmış, adını unutamadıklarım... Hatta adını unuttuğum ama bugünümü şekillendirmekte öyle ya da böyle rolü bulunduğuna inandıklarım...

Sıradan, boş zamanlarımı paylaştığım arkadaşlarken, en zor zamanlarımda tutunacak dalım, dostum olan, dostluktan öteye geçenlerim... ( Bugün görüşmesek de yardımlarını asla ama asla unutmadıklarım.)

Öylesine, basit bir tesadüfle tanışmışken ömrümce hayatımın merkezi olmuş, olmasaydı ne yapardım, düşünmek bile istemediğim kalbimin en nadide köşesinin tek sahibi, Eşim Merih...

Yarımken, hayatıma girişleriyle tamama erdiğim, onurlarım, varlık nedenlerim oğullarım...

Yalnız olmadığımı hissettiren, onlarla güçlendiğim ait olduğum çevrem, akrabalarım...

Her ne istiyorsanız yeni yıldan, o sizin olsun. "Olması mümkün değil!" dedikleriniz bile :)

YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN

n y tartaç



29 Aralık 2015 Salı

NOSTALJİK PAZARTESİ ETKİNLİĞİ



Pardon! Yine kaçırdım Sevgili EQ Ayşe arkadaşımızın başlattığı ve birçok blog arkadaşımızın da zevkle katıldığı Nostaljik Pazartesi Etkinliği'ni... 

I ıh! Yetişemiyorum işte. Dedim ama di mi, benimki salı etkinliği olsun diye :P :D ( Gerçi salı da sallanır derler ya... )

Neyse ben yine de paylaşayım 2012 yılına bir kaç adım kala yazdığım 

şu yazımı

26 Aralık 2015 Cumartesi




                        Ben uyurken pencereme kış gelmişş :)



















25 Aralık 2015 Cuma

NE KADAR UMUDUM YOK DESEM DE...


Daha umut var olmak isterdim yeni yıla girerken. Oysa bu şartlar altında yeni gelecek yılın eskisini mumla aratacağı kanısındayım. Umarım yanılırım.

İnsanoğlu acilen kafasını ve kalbini değiştirmeli. Ki değişsin hem ülkemiz hem de dünya. 


Ülkece dünden daha da ayrışmış bir toplum olmuşsak bugün, neyin değişeceğini bekleyebiliriz ki yeni yıl girdiğinde? Kalbimiz yumuşayacak, kafamız dank edecek ve özür mü dileyeceğiz ötekileştirdiğimiz, ötekileştiğimiz diğer yarımızdan? 


"Sen benim komşumdun, arkadaşım, yoldaşımdın, akrabam, soydaşımdın, daha dün sırlarımı paylaştığım, kahve keyfimin ortağıydın, kırk yıllık dostumdun, seni öteki gibi gösterenlere nasıl oldu da kandım? Hadi gel barışalım. Bozalım şu karanlık, sinsi, kahpe oyunu. Birlik olup birlikte düşürelim kazdıkları kuyuya. Asırlardır övündüğümüz çeşitliliğimizle bir olup bozguna uğratalım bozguncuları."  


Diyelim mi..?


Bunu yapabilirsek işte o zaman umut yüklü gelecek yeni yıl. Aydınlık, barış, dostluk getirecek bize kucak kucak. 


Yapalım mı..? 


Çıkaralım mı kumdan başımızı..? 


Şöyle bir doğrulup bakalım mı uzaklara doğru..? Ülkenin bir ucu tutuşmuş yanıyor.


 Görelim mi? 


Tabii ki yok edilsin pkk. Kökü kazınsın. Asla taviz verilmesin. Ama yurdundan, yuvasından, okulundan, doktorundan, hastanesinden edilerek göçe zorlanan masum halk ve çocuklar var. Biz çocuklarımızın üstüne titrerken, orada uzaklarda bir yerde tek bir çocuk ölmüşse eğer; bu garip, adını koymaya, adını anmaya korktuğumuz savaşın iki ateşi arasında kalarak, bunun günahını nasıl ödeyeceğiz ?


Her gün şehit haberleri geliyor. Artık bir isimleri bile yok. Alt yazıyla geçip gidiyorlar sessizce gözlerimizin önünden. Gözlerimiz kayar da görürsek, bir - iki diye sayıyoruz sadece. Ekran başında ateş düşen evler geliyor aklımıza. Bir an acıyla sarsılıyoruz onların yerine koyup kendimizi, sonra unutuyoruz dizilerdeki yalancı hayatlarda kaybederek kendimizi...


Biz yapmadık, görmedik, bilmiyorduk dersek aklanır mıyız..? 


Bozabilir miyiz suskunluğumuzu..?


Barış gelir belki o zaman. Gerçekten barış...


Rus uçağını düşürdük. Putin'in öfkesini dindirmek mümkün değil. Ne yaptıysak olmuyor.  Deve kini mi vardır nedir..? Mum tutturuyor. Domatesimizi almıyor, limonumuzu alıyor. Bankalarımızı basıyor kar maskeli soyguncu tipli ajanlarıyla, yüksek topuklu ayakkabılarımızdan vazgeçemiyor. Gazı kestim keseceğim diye gözdağı veriyor, "çilekeş ulusuz biz tezek de yakarız noolcek..." modunda sırıtıyoruz. 

Musul'a asker gönderdik, Irak'ı köpürttük.  Adının Daiş'mi, Deaş'mı, Daeş'mi Işit'mi olduğuna hala karar veremediğimiz ama varlığını şiddetle hissettiğimiz, sınırlarımızın ötesinde değil sadece, ülkenin her yanında cirit attıkları söylenen teröristler başımıza daha ne çoraplar örecekler henüz bilmiyoruz. 


Ekonomi, işsizlik, enflasyon, açlık, yokluk  ( yoksulluk sınırının altında yaşayan hane halklarının oranı % 22.4 müş (int.)) bu yetmezmiş gibi iki milyon civarında olduğu söylenen Suriyeli sığınmacıların Türkiye ekonomisine bindirdiği yük düşünüldüğünde gelecek hiç de umut vermiyor.


Tüm bunları düşündüğümde yeni yılın ülkemize ve dünyaya hazırladığı sürprizler konusunda pek umutlu olamıyorum.


Ama 

ne demişler "Gün doğmadan neler doğar." 

"İnsan umut ettiği sürece yaşar."

Anadolu ( Anatolia ) bu toprakların adı. Güneşin doğduğu yer demek. 


Çekilen bunca acının, muhteşem bir güneşin doğum sancıları olmadığını kim söyleyebilir..?



n y tartaç




21 Aralık 2015 Pazartesi

NOSTALJİK PAZARTESİ ETKİNLİĞİ


VE YİNE BİR ÇANAKKALE KLASİĞİ



Sevgili, sevimli arkadaşım   EQ 'nun başlatmış olduğu Nostaljik Pazartesi Etkinliği bloglar arasında oldukça benimsendi, son hız devam ediyor. 

Blog sayfalarımı karıştırırken yine Çanakkale ile ilgili bir anım çarptı gözüme. Sevgili arkadaşım, hiç görmeden kendime abla gibi yakın hissettiğim Yaşamın Kıyısında Nur'un başlattığı bir etkinlik için paylaşmıştım bu postumu. Artık blog yazmıyor Sevgili Nur :(


***


İşte şöyle şöyle oldu...


18 Aralık 2015 Cuma

YİTİK BİR ÇOCUK





YİTİK BİR ÇOCUK


Gün şarap rengi...

Ay şavkını henüz düşürmemiş suya

ama

sinsi alacakaranlık çakalları,

kuzu postuna bürünmüş el ovuşturmakta.

Köşebaşında bir çocuk.

Küçük...

Olsa olsa yedi - sekiz.


Ya buz gibi havadan,

 ya da,


karşı dağın ardında kayıp giden günden,


kızıllık vurmuş kirli yüzüne.


Çatlak ellerini,

çatlak dudaklarının buğusunda ısıtıyor.

Ah! Bir tas
 çorba olsa şimdi


buğusunda ana kokan.


Bir de yeni bir bot ayağına,


su geçirmeyen...


Daha ötesi olmadı belki hayalinde.

Umuda dair ne varsa içinde,

buz gibi kış ayazına vermiş çocuk.

Üşüyor kalbi; 


yüzünden, elinden bile çok belki.

Ensesinde bir sırtlan, dişleri kan...

Kanıyor çocuk...

Kapalı perdelerin ardında,

yumuşacık koltuklarında insanlık,

ekranda, manşetlerde

binlerce yalana

naklen satmışken vicdanlarını

köşebaşında yitik bir çocuk

ensesinde pusu


üşüyor hayalleri...


    nurten yiğit tartaç

    ( 28 Aralık 2015 )

15 Aralık 2015 Salı

NOSTALJİK PAZARTESİ ( PARDON SALI )




Blog Carpe Diem arkadaşımız nostaljik pazartesi etkinliği başlatmış. Ne de güzel düşünmüş. Teşekkürler.

Pazartesine yetişemedim ancak oturdum bilgisayarın başına. Benimkisi nostaljik salı olacak kusuruma bakılmasın lütfen. Eh bu da yeni bir etkinlik başlatır belki. :) ( Şaka şaka. Nostaljik Pazartesi Etkinliği patenti Carpe Diem'e aittir.  Her taklit aslını yaşatır biliyorsunuz. Bu nedenle her türlü versiyonundan kaçınınız. :) :) )

***
Çanakkale'yi çok özledim. Blogumu sürekli takip eden arkadaşlarım Oğlumun üniversite yılları boyunca Ankara -Çanakkale arasını nasıl da komşu kapısı yaptığımı, geliş gidişlerde nasıl serüvenler yaşadığımı ve o dört yıl boyunca Çanakkale'de başıma gelenlerin pişmiş tavuğun başına gelmediğini blog paylaşımlarımdan bilirler.

Sokağa atılmış her mukavva kutu, tahta parçası, odun, hatta kağıt gördüğümüzde Çanakkale'de ısınmak için yaşadıklarımızı hatırlarız hala. Bugün de sitemizdeki dış cephe kaplaması nedeniyle oraya buraya atılmış tahta paletleri gördüğümüzde içimiz cız etti. " Ahh! şimdi sobamız olmalıydı. Ne güzel yanardı bunlar." diye :)

Şöyle ki;

SENİ SEVİYORUM ÇANAKKALE




13 Aralık 2015 Pazar



3. DÜNYA HARBİ


Arzımızın üstünde bir bela dolaşıyor

İnsanlık belki de son günleri yaşıyor

Dehşet, ölüm kusacak uçuşan tayyareler

Bu dünya savaşında çarpışıp seyyareler

Hakkın gazabı ile bozulacak bu düzen

Mahvolacak insanlık, hem çoğu masum iken

İpleri elde tutan muhteris üç-beş salak

Ne insanlık düşünür, ne de mukaddes bir hak

Yıkacak, yıktıracak mamure bir cihanı

Şeamet bulutları saracak dört bir yanı

Ay görünmeyecek günün rengi solacak

Bu savaş insanlığın belki sonu olacak

( 27. 11. 1956 )

M. Esat Ulusoy (1931-2015)


Ebedi mekanında huzurla uyu Dayıcığım.

***

Açıklama;

Tayyare: uçak 

Seyyare: gezegen - güneşin çevresinde belirli bir eğri çizerek dolaşan yıldız - kervan, kafile.

Muhteris: aşırı hırslı, ihtiras sahibi, aşırı tutkulu.

Şeamet: uğursuzluk, kademsizlik. 



10 Aralık 2015 Perşembe

HİÇ ARDINA BAKTIN MI ZAMAN..?





Sen çekip giderken hızla zaman;

yel yepelek yelken kürek

aşüfte bir kadın gibi eteklerini savurup, estirerek

geçtiğin yollarda bıraktıklarına aldırmadan

ben,

ardında bıraktıklarını toplamaktan

yoruldum hayat ...

Kırıp, döktüklerini

dağıtıp, saçtıklarını

bırakıp, gittiklerini

giderken yanında götürdüklerini

yarım bıraktıklarını

derleyip toplayarak

derleyip toplayayım derken

darmadağın olarak

parmaklarımı kanata kanata

iki ters bir düz

bir ömür ördüm kendime,

özlemlerimi, anılarımı, acılarımı

yürekte saplı dokunulmaz yaralarımı katarak

her bir ilmeğine...


    nurten y tartaç




(Yel yepelek yelken kürek: Çok acele, telaşla, bilinçsizce bir yerden bir yere koşmak.)


7 Aralık 2015 Pazartesi



                                                        Tablo: Josephine Wall (yine :) )

Değişen pek bir şey yoktur aslında sabaha göre. Bir küçücük, sahiden de küçücük bir ayrıntı, minicik bir güzellik, kelebekler uçurmuştur yüreğinizden. Sanki kuru dallara hayat yürümüştür de yeni baştan, bir anda çiçeğe durmuştur erik ağacı kış ortasında...

Sabah sizi bu kadar kedere boğan, hayata küstüren neydi..? 

Hatırlamazsınız bile.

İsterseniz luna parkta dönme dolapta neşeli çığlıklar atarak döndüğünüzü farzedin, isterseniz bir çarkın dişlileri arasında ezilip, parçalandığınızı... Dönüyor dünya her durumda. Durmadan dinlenmeden.

 Ve içindeki bizi sona taşıyarak...

Hayat bu işte... Değiştiremeyeceksek eğer değişsin istediklerimizi, bırakalım gitsin bu azgın sele kendimizi. Bırakalım bakalım hangi sahilde açacağız gözlerimizi..?

n y tartaç

5 Aralık 2015 Cumartesi

GERÇEK MUCİZE



                                                             ( Tablo: Josephine Wall )




Ne kadar zamandır mucizelere inanmıyorum, ne zaman bıraktım hayal kurmayı..? Hatırlamıyorum...


Sindirella olmadığımı fark ettiğimde ya da sihirli arabam saat on ikiden çook önce bal kabağına dönüştüğünde olabilir. Zaten benim hiç camdan ayakkabılarım da olmamıştı.


Öyle prens falan da dolaşmazmış kalabalık caddelerde beyaz atıyla. Ki, atsın atının terkisine götürsün muhteşem sarayına. ( İnanmayın masallara. Belki sizin de prensiniz / prensesiniz tam karşınızdadır da gözleriniz ufku taradığından göremiyorsunuzdur burnunuzun dibini. :))


İnanırdım eskiden. Küçük bir kızken de, gençken de. Yaşlandığım için mi kaybettim acaba peri masallarımı, iyilik perisi elindeki sihirli çubuğuyla dokunuverince anında bir prenses olacağım sandığım tatlı yalan hayallerimi..?


Hani nerede, aynanın karşısında, elinde süpürge sapı, cıyak cıyak bağırarak şarkı söyleyen star..? Ne zaman söndü ışığı..?


Uzuun uzun yıllar oldu. Gerçek dünyayla tanışalı.


Hayat denilen yolun dikenlerle, taşlarla, iniş - çıkışlarla, aşılması zor engellerle dolu olduğunu öğrendim. Düşerek, dizimi, kolumu, ellerimi kanatarak, bizzat deneyimleyerek öğrendim. Ama kalkıp üstümü silkeleyip, yoluma devam ettim.


Anladım ki, mucize hayatın ta kendisi. Gizlice, hissettirmeden, en doğal biçimde sokulur hayatımıza. Bir nefes gibi. Hayalse ulaşamadığımız her şey. Başkası için ulaşılamayan bir hayal bizim en doğal rutinimiz belki de. Farkında değiliz. Farklı hayallerin peşinde koşmaktan elimizdeki, yanı başımızdakini göremeyiz çünkü.


Nereden mi çıktı şimdi bu yazı ?


Yılbaşı yaklaştı. Hayal tacirleri iş başında. Milli piyango biletleri satışa çıkmış. Her sene alırdım. Bu sene almayacağım.


Milli Piyango İdaresi buna küser mi?


Bilmem :P


Ama artık ben bir hayale sığınıp, mucize beklemek yerine, elimdeki değerlerin kıymetini anlayacak yaşa geldim sanırım.


n y tartaç

3 Aralık 2015 Perşembe

3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ



Bugün Dünya Engelliler günü. 

Siz hiç bir engellinin yerine koydunuz mu kendinizi? Öyle uzun süreli değil, üç-beş dakikalığına. Mesela yüzlerce basamaklı bir merdivenin tam önündesiniz.  Ve desteksiz yürüyemiyorsunuz, ne yapardınız..? 

Aşağıdaki güya engelli rampasını tekerlekli sandalyesindeki bir engelli nasıl geçer sizce..?



( Bu arada; bu fotoğrafı geçen sene çekmiştim. Neyse ki bu sene düzeltildi. )

Gözleriniz görmüyor ve evinizden çıkmak, bir yere gitmek zorundasınız ... Onu bırakın yolun karşısındaki büfeden bir ekmek alacaksınız sadece. Ne yapardınız..? 

Aşağıdaki fotoğraftaki gibi yolun yarısında bitivermişse bir de sarı görme özürlü işareti...




Hem bedensel ve hem de zihinsel engeli bir arada olanlar var bir de. Tamamen ailesine bağımlı yaşayanlar... Tüm aile engelli bir yaşama mahkumdur bu durumda. Bütün ömürleri boyunca.

Siz hiç bir annenin "Allah'ım yavrumu benden önce al yanına..." diye dua ettiğini duydunuz mu..? Engelli annesi her gün böyle dua eder. Kötü anne olduğundan değil,  kendisi öldükten sonra bile yavrusunun geleceğini düşündüğü için...

Çok mu şanslıyız, sağlıklıyız diye..? 

Biliyor musunuz ki; tek bir basamak vardır engelli bir yaşamla aramızda. 

Trafiğin vızır vızır aktığı yola bir adımda ineriz kaldırımdan. Tek bir yanlış adım hayatımızı zindana çevirebilir...

Engelliler; doğuştan ya da sonradan organ kaybına uğradığı ya da herhangi bir organı görevini yapamadığı için bedensel, ruhsal, zihinsel özelliklerinde fonksiyon kaybı yaşayan insanlardır. Toplumdan soyutlanmamaları için engellilere karşı bakış açımızı, tutum ve davranışlarımızı değiştirmemiz gerekir. Onlar için yaşama tutunmak zaten oldukça zorken engelleri nedeniyle; kör, sağır, topal, kambur, cüce, deli vs. gibi aşağılık yaftalamalarla hassas  yüreklerini incitmek yerine, dostça, anlayışla, sevgiyle...Ama eşit (aşırı ayrımcı ilgi göstermeden. Ki; bu onlara engellerini hatırlatacaktır.) ve bilinçli davranışlarla yaşamlarını bir parça kolaylaştırmak adına el uzatmalıyız.

Yönetenlerce engellilerin yaşamlarına engeller koymak yerine, onları topluma kazandırmak için kesin, etkili, yaptırım gücü yüksek önlemler alınmalı. Ve temel insani hizmetlerden faydalanmalarında fırsat eşitliği sağlanmalıdır.


n y tartaç