31 Ekim 2014 Cuma


Ne zor şey çaresizlik Allah'ım. 

Ermenek Kömür Ocağında göçük altında kalmış bir madencinin annesi eline aldığı küçük bir çöple su tahliye borusunun altındaki tümseği kazmaya çalışıyor. Su tahliyesi kesintiye uğramasın diye. Onbin metreküp su var ocakta ve dev gibi borularla yapılmakta tahliye işlemi. Ama kenarda oturup bekleyemiyor yüreği yanık ana. Sanıyor ki, umuyor ki... ya da ummuyor, sanmıyor artık. Uyuşmuş beyni, düşünemiyor. Yavrusu bu soğukta yüzlerce metre aşağıda sular içinde  günler ve gecelerdir. Sadece bu var aklında. Elindeki minicik çöple toprağı kazarak yardım ediyor yavrusunun tonlarca suyun içinden çıkmasına, çıkarılmasına. 


Başka bir ana oğlunun resmini öperek soruyor etrafındakilere; "oğlum yüzme bilmez ki, ne yapar orda..?" diye.


" Gitmiş midir..? Bana mı söylemiyorsunuz.." diyor yaşlı bir baba gözyaşaları içinde...


Allah'ım ne zor şey canının parçasını çaresizce beklemek...


Bir mucizeye sarılarak, günlerce ölüp ölüp dirilmek ne zor...


***


Daha 301 madencimizin acısı dinmemişken bir yenisi daha yaktı yüreklerimizi.


Hiçbir şey değişmedi. İlkel, çağdışı maden ocaklarında çalışan maden işçileri üç kuruş için bile bile ölüme gitmeye devam ediyor hergün. 


 Birileri daha çok kazansın diye, birilerinin kaderi kömür karası mı olmalı hep..?


 Değişmez mi bu yazgı..?


***
Bu yazıyı dün gece yazmış ve  "Değişmez mi bu yazgı..?" demiştim.

Değişmez...

 Tv yi açmak için uzandığımda; acaba bir mucize olmuş mudur, madenden sağ çıkan işçi müjdesi alır mıyım umudundaydım.  

"Meyve hasatına giden mevsimlik işçileri taşıyan minibüs devrildi ve 16 kişi öldü 26 kişi yaralı..." haberiyle sarsıldım. Kapısı kapanmayan eski, 22 kişilik bir minibüse 46 kişiyi tıkıştırmışlar (!) Minibüs, freni patlayıp şarampole yuvarlanmış ve bu elim kazaya neden olmuş. 

Kader deyip geçmeli miyiz..? 

İşsizlik bu kadar artmışken, üstüne milyonlarca Suriye'li, Kobani'li aç susuz işssiz de eklenirse iş gücü ucuzlar doğal olarak. İş güvenliği, işçi hakları hatta yaşam hakkı falan /kimi/ işverenin umurunda olmaz. İşveren işinin yürümesine, az ücretle aşırı kar sağlama yollarına bakar ve böyle ortamlarda emek sömürüsü tavan yapar. 

Ciddi yaptırımlar uygulanmadıkça torba yasadan çıkan sonucu bile kendi lehine çevirir /kimi/ işverenler. (birkaç bin lira para cezası ödeyip kurtulmak, çalışma saati kısaldığı için yemeği madenin içinde yedirmek, yemek parası vermemek, hatta maaşları bile düzenli ödememek falan gibi.) Neredeyse kölelik sistemi... 

Taşeron sistemine son verilmedikçe, bağımsız, gerçekten çalışanın çıkarlarını koruyan sendikalar oluşmadıkça, sivil toplum örgütleri güçlenmedikçe, işsizlik oranını düşürmek için yeni isdihdam alanları yaratılmadıkça,

Bir iki üç beş kez olsa belki kader der geçeriz üzülerek, ama neredeyse her sabah benzer kaza haberlerine açıyorsak gözlerimizi, 

bu kader olamaz...






28 Ekim 2014 Salı

SEN GİDİNCE



Babalarının nazlı kızları 

büyüyüverirlermiş bir anda;


 gölgesine sığındıkları o koca çınar,


 göçünce sonsuzluk ülkesine...

Büyüdüm ben de çaresizce.


Ansızın... hem de bir bayram sabahında,

bırakıp gittiğinde BABAM...


Tozlu albüm sayfalarında sarardığında  yüzün


ve sandık diplerinde söndüğünde gülüşün


Anılar kaldı geride... 

Bir de kokun ...

Memleketine her gittiğimde;


Toroslar'ın zirvesindeki karda, 


yaylada bir çoban türküsünde,


Çukurova'nın çatlak topraklarında,


portakal, turunç, nar, incir kokusunda,


sabah buğusunda kara üzüm salkımında


sen varsın... 


Uzanmışsın ulu bir çam ağacının altına,

başının altında kenetlenmiş ellerin,


gözlerin kapalı... 


Rüzgarda sallanan yaprakların uğultulu ritminde

 bir türkü dilinde...


Sanki ... sanki yanıbaşımdasın hala.


Capcanlı hayalinle...


Gözlerin, ellerin,

hele de altın değerindeki o sözlerinle...

         nurten y tartaç

         29 Ekim 2014 



27 Ekim 2014 Pazartesi

DEĞİŞMELİ BU DÜZEN


Bir gün değişecek bu düzen

değişmeli...

Umudum yok, ben göremem.

Belki çocuklarım da görmeyecek

ama mutlaka değişecek...

Değişmezse;

kendi kusmuğunda boğulacak dünya

susuz, ağaçsız, topraksız

yağmursuz, rüzgarsız

güneşsiz, aysız, yıldızsız kalacak

ve yok olacak.

Eğer bindiği dalı kesmeye devam ederse insanlık ...



  nurten y tartaç



20 Ekim 2014 Pazartesi

KISSADAN HİSSE




Bir gün bir baba oğluna timsahla kaplumbağanın öyküsünü anlatır ve der ki;

" Bir timsah kaplumbağayı yutmak için kovalamaya başlar. Tam yakalayacakken kaplumbağa sıçrar ve bir ağaca tırmanır."

Çocuk öykünün burasında hayretle keser babasının sözünü.

" Yapma baba yaa! Olur mu öyle şey? Kaplumbağa hiç ağaca çıkar mı?"

Baba;

" Çıkması lazımdı  oğlum, çıkması lazımdı. Kurtulması için ağaca çıkması lazımdı, çıktı..."

********

Gücünüzün sınırlarını bilemezsiniz. Bir düşünün; pes etmeden önce her yolu denediniz mi ..?